Derleme Fıkralar
Kolkola
Hayvanat bahçesinde iki ahtapot kollarını
birbirine sarmış dolaşıyorlardı.Erkek
ahtapot eğildi hafif bir sesle dişi
ahtapotun kulağına fısıldadı:
-Ne güzel bir gece değil mi
sevgilim?...Mehtap,yıldızlar,sen,ben...Ve bu
güzel gecede seninle ikimiz böyle kolkola
kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola
kolkola kolkola kolkola dolaşıyoruz...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Renk insanı değiştirir
Amerika'da bir fuar açılmıştı. Fuarda
zencileri beyaza dönüştüren bir makine
tanıtılıyordu. Denemek 10 dolardı. iki zenci
fuarı gezerken bu makineyi gördüler ve
denemeye karar verdiler. Birinin 11 doları
diğerinin ise 9 doları vardı. 9 doları olan
arkadaşına dönüp
-Sen 1 dolarını bana ver. Gidip birlikte
beyaz olalım. dedi. Arkadaşı ise :
-Dur! Önce ben gireyim, deneyeyim. Eğer
memnun kalırsam sana 1 dolarımı veririm. Sen
de beyaz olursun. dedi.
Anlaştılar. Zenci gidip makineye girdi ve
bir süre sonra beyaz olarak çıktı. Dışarıda
kalan zenci duruma çok sevinmiş olarak
arkadaşının yanına gidip :
-Hadi dedi. 1 doları ver ben de beyaz
olayım.
-Hadi oradan pis zenci!
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Topun Hacmi
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir
mühendise bir kırmızı top verip bunun
hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar.
Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp
formülle yarıçapını hesapladıktan sonra
diğer bir formülle yarıçapından hacmini
bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya
batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek
topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top
son olarak mühendisin eline verilmiş,
mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve
sonra: "Bana kırmızı toplar kataloğunu
bulun"
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Teknoloji
Bir Türk, Japon arkadaşının daveti üzerine
Japonya'ya gidiyor. Birkaç gün gezdikten
sonra arkadaşı onu çalıştığı fabrikaya
götürüyor. Teknoloji muazzam. "Bak !", diyor
Japon : "Burada robot yapıyoruz. Şu Robotlar
öğle yemeğini hazırlar ve getirir. Şunlar
bebek bakar. Şunlar araba bile kullanır."
Bizim Türk vatandaşı hayretler içinde kalır.
Dolastıkça gözleri fal taşı gibi açılır.
Japonya'dan ayrılırken arkadaşı Türkiye'ye
mutlaka gelmek ve teknolojisini görmek
istediğini söyler. Ve o gün gelir. Fakat
bizim Türk nereyi gezdireceğini bir türlü
bilemez. Düşünür ne göstermelide altında
kalmamalı Japonyada gördüklerinin. Aklına
hamam gelir. Japon ne anlar Türk Hamamından.
Alır götürür. Japona ilginç gelir: "Ne
oluyor burada?" "Biz burada insan
yapıyoruz." " Sahi mi?" der Japon. Bir
odanın kapısını açarlar. İçeride tellak bir
adamın kolunu ovmaktadır. "Bak der bizimki,
burada kollar monte ediliyor." " Bir başka
odada bacak ovulmaktadır. "Buradada bacaklar
takılıyor." Japon bu sefer hayrette. Diğer
odanın kapısını açarlar. İçeride bir kadının
üstünde bir erkek iş üstünde. Japon sorar :
"Peki burada ne oluyor." "Burada montaj
bitmiş delikler açılıyor."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Emektar
Adamın biri sabah uyanınca o gün 90 yaşında
olduğunu hatırlamış. Yavaş yavaş yataktan
kalkarken gözü ayaklarına ilişmiş "sevgili
ayaklarım" demiş, "Bugün 90 yaşına girdik.
Bu kadar sene beni istediğim yere
götürdüğünüz, bu yaşıma sizinle girdiğim
için bahtiyarım, sizlere çok teşekkür
ederim, nice seneler dilerim."
Sonra dizlerine dikkat etmiş "Sevgili
dizlerim, bugün 90 yaşına girdik. Bu kadar
sene beni taşıdınız,"bükül" dedim
büküldünüz, çömel dedim çömeldiniz, bu
yaşıma sizinle girdiğim için şükür ediyorum.
Sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler
dilerim"
Sonra gözü biraz daha yukarı kaymış "Eee
emektar" demiş "Eğer sende yaşasaydın bu
günümüzü birlikte kutlayacaktık."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sinekler
Dokuz yaşındaki oğlan cocuğu elinde raket,
gözünü pencere camına konmuş çiftleşmekte
olan sineklere dikmis..
- "Anneee!!" diye cağırmış.. "Sineklerin
erkeği olur mu?"
Anne bu masum sorudan kuskulanmadığı için
"Olur yavrum.." cevabını verince, oğlan
sorusunu ikilemiş
- "Peki sineğin dişisi olur mu?"
Kadın o zaman soruların çetrefilli bir yere
gideceğini sezip, yan çizmiş
- "Olmaz evladım.."
Oğlan aradığı cevapları alınca elindeki
raketi hırsla sineklerin çzerine
yapıştırmış.
"İbneler!"
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Haremağasının İntikamı
Ahmed sarayın hizmetkarlarından biri..
Yıllardır Kraliçeyi görür ve onun
göğüslerine hayran olurmuş.. Artık bir
saplantı halini almış Kraliçenin göğüslerine
dokunmak, öpmek.. Tüm cesaretini toplayıp
haremağasına açılmış..
"Bana sultanın memelerini koklat.. Ömür boyu
biriktirdiğim bin altın senin" demiş.. Harem
ağasının aklı yatmıs bu karlı işe..
Kenar mahallelerde tanıdığı bir simyacı,
büyücü karşımı bir kadın varmış.. Ona gidip
bir losyon hazırlatmış ve bu losyonu,
sultanın o gün banyodan sonra giyeceği
korsaya iyice sürmüş.. Sultan çıplak tenine
korsayı takınca, losyon etkisini hemen
göstermiş. Memeleri yangın yeri gibi yanmaya
başlamış.. Saray doktorları merhemlerle,
ilaçlarla çare bulamamışlar.. Sultan acıdan,
kaşıntıdan, yanmadan ölecek.. Harem ağası
ortaya çıkmış ve padişaha "Saray
hizmetkarlarından Ahmet, derdinize derman
olabilir. Onun salyası, herşeye iyi geliyor.
Tek çare, Ahmed'in dili.. Kraliçemizi ancak
o kurtarır, eğer izin verirseniz" demiş..
Padişah çaresiz çağırmış Ahmed'i hareme..
Ahmed bir saate yakın sultanla yalnız kalıp
muradına ermiş... Ne var ki söz verdiği
halde 1000 altını harem ağasına vermeye
yanaşmamış.. "Bu olayı açıklarsan ikimizin
de kellesi gider. Bunu göze alamazsın.. Hadi
bakalım, çek arabanı" demiş, haremağasına..
Çok kızmış harem ağası.. Öyle kızmış ki..
Ertesi gün aynı yakıcı losyonu padişahın,
banyodan sonra giyeceği donuna iki kat
sürmüş..
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Güvenilmez
Adamın biri gazetedeki iş ilanı üzerine
gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş.
İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca
konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir
yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi
üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize
güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize
güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye
geldim.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Penguenler
Alaska'da bir bardan içeri iki İngiliz
girmişler ve içki söylemişler. Bir süre
sonra bir tanesi barmene
- Buralarda siyah kadın bulunur mu ?
- Hayır, bulunmaz elbet.
- Peki buralarda siyah beyaz kadın bulunur
mu ?
- Bulunmaz tabi
Bunun üzerine Laz arkadaşına dönerek :
- Sanırım dün gece iki penguenleydik.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mezarlık?
İki kişi arkadaşı konuşuyorlarmış :
- Nasıl, iş bulabildin mi ?
- Elbette, altımda 1500 kişi çalışıyor.
- Vay canına ! Ne işi bu ?
- Mezarlık bekçisiyim.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sizin Kızdan Ne Haber?
İki aile varmış ve her iki ailenin de birer
kız çocuğu varmış. Birgün misafirlikte
sohbete baslamışlar;
-Eee sizin kızdan ne haber?..
-Valla işte ne olsun biliyorsunuz işe girdi
geçen sene. Başını kaşıyacak vakti yok. İlk
başlarda geceleri fazla mesai yapıyordu.
Sonra hafta sonları da çalışmaya başladı.
Patronu çok sevmiş her işi ona veriyormus.
Derken Ankara seyahatleri başladı. Bizimki
çanta sekreter gibi patron nereye o oraya.
Sonra Paris seyahatleri filan en sonundabu
iş böyle olmayack dediler, patronu ev tuttu.
Deli gibi çalışıyor evladım. Ee, peki
sizinki ne alemde?
-Valla bizimki orospu oldu, ben sizin kadar
güzel anlatamıyorum...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Cennet-Cehennem Ligi
Bir devrin tüm en klas futbolcuları cennette
toplanmışlar. Cennetin baş meleğide futbola
çok meraklıymış. Şeytanı çağırtmış ve :
-Cennetle cehennem arasında bir maç
düzenleyelim ne dersin?
-Bosuna oynamayalım, biz kazanırız, demiş
şeytan.
-Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kadar
da kötü futbolcu varsa sizde. Şeytan
şeytanca gülümsemis ve :
-Ama bütün hakemler de bizde.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Müsrif
Salamon be! Benim hanım çok müsrif, para
yetişmiyor. İnanamazsın, Pazar günü benden
200 frank istedi, Pazartesi 300, Salı 400,
Çarşamba
500, Perşembe 800, dün de 1000 frank!..
- Acıdım sana be Mison. Nereye harcıyor bu
kadar parayı?
- Ne bileyim ben, verdiğim yok ki...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bizi de Uyandırır mısınız?
Adam otele gelip resepsiyona kaydını
yaptırırken görevli sordu :
- Sabah sizi kaçta uyandırmamızıi
istersiniz? Adam başını salladı :
- Hiç gereği yok. Ben her sabah saat beşte
kendim uyanırım. Resepsiyonda ki görevlinin
yüzü güldü :
- Aman ne iyi. Lütfen uyandığınız zaman bizi
de uyandırır mısınız?..
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İran Halısı
Kadının biri pahalı halılar satan bir
dükkana girer.. ve ilk bakışta çok beğendiği
bir iran halısına doğru yönelir. Halıya daha
yakından bakmak üzere yere doğru eğildiğinde
istemeyek sesli bir şekilde gaz kaçırınca
çok utanır ve hemen kimse duydumu diye
etrafına bakınır ve arkasında duran satıcıyı
görünce konuyu unutturmak için aceleyle
adama
-Bu İran halısı kaç para? diye sorar. Satıcı
gayet pişkin şöyle yanıt verir.
- Valla hanımefendi, halıya sadece bakmakla
osurduğuna göre fiyatını duysan zıçarsın.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Masum Şeytan
Bir gün şeytan büyük bahçeli koskoca bir
malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmış. Bir
kuzu görmüş. Kuzunun boynunda bir ip varmış.
Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz
gevşetmiş. Kuzu malikenenin önünde bulunan
aynayı görmüş. Şaşırınca bir hamle yapıp
aynayı kırmış. Çıkan gürültüye evin
hizmetçisi gelmiş. Sen naaptın? ben şimdi
burayı nasıl temizliycem. Evin beyi bunu
duyunca kesin beni kovar demiş ve kuzuya bir
tekme atmış. Kuzu merdivenlerden düşünce ip
yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu
öldürmüş. Bu sırada evin uşağı gelmiş. Neler
olduğunu sormuş. Kadın anlatınca bunu nasıl
yaparsın. Bey şimdi ikimizi de kovucak. O
kuzu onun için çok değerliydi demiş. Ve
hafifçe kadını itmiş. Kadın dengesini
kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp boynunu
kırmış. Sesi duyunca evin hanımı gelmiş.
Olanları öğrenince sinirlenmiş. Tam uşağı
dövmek için uşağa yaklaşırken uşak lütfen
beni bağışlayın ve beni kovmayın diyerek diz
çökmüş. Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise
ona çarpıp merdivenlerden yuvarlanmış ve
ölmüş. Evin beyi gelip de olanları
dinleyince belinden silah çekip uşağı
vurmuş. Sonra kendi kendine eyvah ben ne
yaptım? bir kuzu, aynanın kırılması ve
sevmediğim karım için elimi kana bulamaya,
katil olmaya değermiydi? demiş ve silahı
çekip bir kurşunda kendine sıkmış. Bütün bu
olanları bir kenardan izleyen şeytansa
sırıtarak "Ben hiç bişey yapmadım ki. Sadece
acıyarak kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o
kadar..." demiş...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Alış-Veriş
Eski İstanbul'da bir yaptığı veresiye alış
verişlerde pek borcunu ödemeyen bir memur
varmış. Bir gün bir alışverişteyken çarşıyı
denetleyen belediye başkanı adı Mehmet olan
bu adama da hal hatır sormuş:
- Ooo Mehmet Efendi nasılsın?
- İyi alış veriş yapıyorum. Bu cevap üzerine
ağzı Mehmet Efendi'den yanan dükkan sahibi
hemen atılmış:
-Vallahi efendim şu ana kadar yalnızca aldı.
Çok şükür daha bir şey verdiğini pek
görmedik.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İddia
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun
getirir. Hava da cok sıcak olduğundan hem
kendisi hem eseği kan ter içinde kalırlar.
Hoca odunları indirir, yerleştirir.
Karısına:
- Hatun, eşek cok yoruldu, onu bir
yemleyiver, diye seslenir.
Karısıda o gün yorgun olduğundan:
- Efendi, benim işim var, sen yemleyiver,
der.
Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette
kendini minderin üzerine atar.
- Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver
der.
Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim
derken iş kızışır. Epeyce tartışırlar. En
sonunda Hoca:
- Pekala! Öyleyse aramızda bahse tutuşalım.
Kim önce konuşursa eşeğe o yem versin.
Anlaştık mı? der.
Karısı teklifi kabul eder. İkisi de birer
köşeye çekilirler. Az sonra kadın, el işini
alarak komşuya gider. Hoca birşey diyemez.
Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız
girer. Hoca'yı görünce kaçacak olur. Ama
Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini
anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne
var ne yoksa koca bir çuvala doldurur.
Hoca'nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek
evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve
girip evin halini görür. Eşyaların yerinde
yeller esmektedir. Telaşla:
- Bu ne hal? Efendi! diye çiğlik atar.
Hoca yattığı yerden doğrularak:
- Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin.
Eşeğin yemini sen vereceksin! der.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Mutlu Bebek
İki gey birlikte yaşamaktadır. Her şey çok
iyi gitmekte oldukça iyi geçinmektedirler.
Sonunda evlenmeye karar verirler.
Evlilikleride oldukça mutludur ancak tek bir
dertleri vardır oda çocuk sahibi olamamak.
Bu onları yiyip bitirmektedir. Birgün
akıllarına bir fikir gelir kiralık bir anne
bulacaklar spermlerini birleştirerek
mikroenjeksiyon yöntemi ile hamile
bırakacaklardır. Operasyon gerçekleşir ve
bebeklerinin doğumunu beklemeye başlarlar.
Doğum günü gelmiştir ve her ikiside
heyecanla hastane koridorunda beklemektedir.
Sonunda hemşire gelir ve
-"müjde nur topu gibi bir oğlunuz oldu"
diyerek mutlu haberi verir. Çok heyecanlanan
gey ler bir an önce bebeklerini görmek
isterler ve yeni doğan bebeklerin olduğu
bölüme hemşire ile birlikte giderler. Fakat
bütün bebekler feryat figan ağlamakta ancak
bir bebek mutluluktan uçarcasına gülücükler
atmaktadır. Heyecanla hemşireye bebeklerinin
hangisi olduğunu sorduklarında hemşire
- "gülen bebek sizinki" der. Şaşıran geyler
"nasıl olur bütün bebekler ağlarken bizim
bebeğimiz gülüyor" hemşire
- "kıçındaki dereceyi çekeyim siz ozaman
görün ağlamak nasıl oluyor."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Meraklı Deve
Genç deve annesine sormuş
-"Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar
büyük?"
Anne cevap vermiş:
-"Çölde kuma batmamak için."
Genç deve tekrar sormuş:
-"Peki kipiklerimiz niye bu kadar gür.
Anne tekrar cevap vermiş:
-"Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın
diye."
Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru
daha sormuş:
-"Bizim niye hörgüçlerimiz var."
Anne deve sabırla yanıtlamış :
-"Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek
için suyu hörgüçlerimizde depolarız."
Sonunda dayanamayan genç deve sormuş :
-"Peki biz bu hayvanat bahçesinde ne işimiz
var?"
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kırşehirli Muavin
Bir kamyonun şoförü Nevşehirli, muavini de
Kırşehirli'ymiş. Bir gün kamyona 6 metre
yüksekliğinde yük yükleyip yola çıkmışlar.
Bir süre sonra yüksekliği 5 metre olan bir
köprüden geçeceklermiş. Kırşehirli muavin
sağa sola bakınmış, Nevşehirli şoföre
"Trafik yok, geç ağbi" demiş.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yolunacak Kaz
Cok soguk bir kis gunu padisah, tebdil'i
kiyafet gezmeye karar vermis.Yanina
basvezirini alip yola cikmis. Bir dere
kenarinda calisan yasli bir adam gormusler..
Adam elindeki derileri suya sokup, doverek
tabakliyormus. Padisah, ihtiyari selamlamis.
" Selamunaleykum ey pir'i fani..."
" Aleykumselam ey serdar'i cihan..." Padisah
sormus.
" Altilarda ne yaptin ?"
" Altiya alti katmayinca, otuz ikiye
yetmiyor..." Padisah gene sormus.
" Geceleri kalkmadin mi ?"
" Kalktik...Lakin, ellere yaradi..." Padisah
gulmus.
" Bir kaz gondersem yolar misin ?"
" Hem de ciyaklatmadan..." Padisahla
basvezir adamin yanindan ayrilip yola
koyulmuslar. Padisah basvezire donmus.
" Ne konustugumuzu anladin mi ?"
" Hayir padisahim..." Padisah sinirlenmis.
" Bu aksama kadar ne konustugumuzu
anlamazsan kelle ni alirim." Korkuya kapilan
basvezir, padisahi saraya biraktiktan sonra
telasla dere kenarina donmus. Bakmis adam
hala orada calisiyor..
" Ne konustunuz siz padisahla..." Adam,
basveziri soyle bir suzmus.
" Kusura bakma. Bedava soyleyemem. Ver bir
yuz altin soyleyeyim.." Basvezir, yuz altin
vermis.
" Sen padisahi, serdar'i cihan, diye
selamladin. Nereden anladin padisah oldugunu.."
" Ben dericiyim. Onun sirtindaki kurku
padisahtan baskasi giyemezdi.." Vezir
kafasini kasimis.
" Peki, altilara alti katmayinca, otuz ikiye
yetmiyor ne demek..." Adam, bu soruya cevap
vermek icin de bir yuz altin daha almis.
" Padisah, alti aylik yaz doneminde
calismadin mi ki, kis gunu calisiyorsun,
diye sordu. Ben de, yalnizca alti ay yaz
degil, alti ay da kis calismazsak, yemek
bulamiyoruz dedim." Vezir bir soru daha
sormus...
" Geceleri kalkmadin mi ne demek ?" Adam bir
yuz altin daha almis. " Cocuklarin yok mu
diye sordu..Var, ama hepsi kiz. Evlendiler,
baskasina yaradilar, dedim..." Vezir gene
kafasini sallamis.
" Bir de kaz gonderirsem dedi, o ne
demek..." Adam gulmus.
" Onu da sen bul..."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Borsa
Köylünün biri eşşeğini satmaya karar
vermiş.50 milyon fiyat biçmiş. Herkes itiraz
etmiş bu yüksek fiyata. Derken başka bir
köylü razı olmuş ve satın almış. Satan
köylünün akşam gözüne uyku girmemiş, demek
ki var bir hikmeti de eşşeği satın aldı
demiş. Ertesi sabah sattığı kişiye gidip 75
milyon teklif etmiş. Tekrar satın aldığı
eşşek bu sefer diğer köylüyü rahatsız etmiş.
Sabahı sabah edip ilk sahibine 125 milyon
verip tekrar almış. Bu böyle devam etmiş.
-Birgün meydanda müthiş bir kalabalık bağıra
bağıra bir eşşeğin etrafında toplanmışlar.
Bir yabancının dikkatini çekmiş ve eşşeğin
fiyatını sormuş; 995 milyon cevabını alınca:
Olur mu be! En fazla 20 milyon eder demiş.
Bir Köylü hemen itiraz etmiş:
-Abi sen ne diyorsun!Var ya bu eşşek 1
Milyar direncini geçti mi 1.5 Milyara kadar
yolu var...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Oscar
Atlas Okyanusu'nda giden geminin kaptanı
gemide olan bütün herkesi güverteye
çağırmış. Herkes gelince
-Size bir iyi bir kötü haberim var.
Önce hangisini söyliyeyim.
Herkes: "İyi" demiş.
-13 dalda oscar kazanacağız.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yüzbaşı
Bir Astsubay'la bir gözü takma Yüzbaşı aynı
bekar lojmanında birlikte kalıyorlardı.
Yüzbaşı her gece yatmadan takma gözünü
çıkartır su dolu bir bardağa koyar sabah
tekrar yerine takardı. Sıcak bir Yaz akşamı
gece yarısı Astsubay susadı,el yordamıyla
sehpadaki bardağı kaptı bir dikişte
yuvarladı oda ne..suyla birlikte gözüde
yutmuştu.Astsubay farkına vardı ama artık iş
işten geçmişti. Ertasi gün sabah sporundan
sonra Astsubay tuvalete gitme ihtiyacı duydu
.Koşar adımla tuvate gitti pantolonunu
sıyırdı başladı ıkınmaya fakat mümkün
değildi bir türlü rahatlayamıyordu.Onun
ıkınma sesini duyan tuvalet nöbetcisi er
telaşlandı nazikçe kapıyı tıklattı..
-Komutanım yardımcı olayım.. Astsubay can
havliyle kapıyı açtı,
-Bak oğlum şurada ne var bir türlü s...çamıyorum
deyip er'e doğru döndü. Er eğilip bakar
bakmaz hazırola geçti ve selam durdu.Bunu
gören Astsubay sinirlendi,
- Ne selam durdun evladım diye bağırdı..
Asker yanıtladı; -Nasıl selam durmayım
Komutanım içeriden Yüzbaşım bakıyor......
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Denize girmek yasak
Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle
yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir
fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan
kaptan hemen yolculara koşup gemiyi
boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna
inanmayarak kendini denize atmayı kabul
etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların
ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu
gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış.
"Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya
ikna etmeyi" demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir
süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla
sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile
kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere "Sizin gibi soylu
insanlar batmak üzere olan bir gemide
olmamalılar" dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu
için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da "Denize girmek yasak! " dedim.
----------------------------------------------------------------------------------------- |